Kamu kurumlarında çalışan yaklaşık 1 milyon taşeron işçinin, 24 Aralık 2017 tarih ve 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kadroya alınma süreci başlamıştır.
Böylece Türkiye’nin yıllarca tartıştığı taşeron işçi sorununun çözümü ve taşeron şirketlerin aradan çıkarılarak zaten kamu kurumlarında çalışan işçilerin, 4/D sürekli işçi statüsü kazanması hedeflenmiştir.
Ancak 696 sayılı KHK’da belediyelerde çalışan taşeron işçiler açısından önemli bir ayrıma gidilmiş; merkezi kurumlarda çalışan işçiler sürekli işçi kadrosuna atanırken belediyelerde çalışanlar için farklı bir yol izlenmiştir.
696 sayılı KHK’nın hükümleri gereği belediyelerdeki taşeron işçiler, bu kurumların sahibi ya da ortağı olduğu belediye şirketlerine geçirilmişlerdir.
Belediyelerin kurulu bir şirketi bulunmaması durumunda ise münhasıran personel çalıştırılmasına dayalı olarak belediye şirketleri kurularak işçilerin bu şirketlere geçiş işlemleri yapılmıştır.
Dolayısıyla merkezi kurumlardaki taşeron işçiler kamu işçisi/sürekli işçi statüsü kazanırken, belediyelerdeki işçiler ‘belediye şirket işçisi’ olmuştur.
Böylece son derece parçalı olan kamu personel sisteminde yeni bir istihdam türü daha ihdas edilmiştir.
Ayrıca taşeron şirketlerin yerine bir nevi yeni taşeron olarak belediye şirketleri konulmuştur.
Taşeron işçilerin, ‘sürekli işçi’ ve ‘belediye şirket işçisi’ olarak iki gruba ayrılması, hem iş güvencesi hem de mali ve sosyal haklar açısından belediye şirket işçileri aleyhine bir durum oluşturmuştur.
Merkezi kurumlardaki taşeron işçiler, sürekli işçi kadrosuna geçirilmeleriyle birlikte 6772 sayılı Kanun icabı yılda 52 günlük yevmiyeleri tutarında ilave tediye almaya hak kazanmışlardır.
Ancak belediye şirketlerinin Yargıtay tarafından ‘özel şirket’ sayılmaları nedeniyle bu şirketlerde çalışan ve sayıları 500 bini bulan belediye şirket işçilerine ilave tediye ödenmemektedir.
Bu durum, belediye şirketlerine geçirilen taşeron işçilerle merkezi kurumlarda 4/D sürekli işçi kadrosu verilen taşeron işçiler arasında hem iş güvencesi hem de mali ve sosyal haklar açısından önemli bir ayrım getirmiştir ve bu ayrım giderek derinleşmektedir.
Bu farklı uygulamanın dayanağı da Yargıtay’ın içtihat değişikliğidir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 2017 yılına kadar belediye şirket işçilerinin ilave tediye alabileceğine karar verirken, 22. ve 9. Hukuk Dairesi 2017 yılında bu içtihattan vazgeçerek belediye şirketlerini ‘özel şirket’ olarak kabul etmiş ve buna dayanarak belediye şirket işçilerini ilave tediye kapsamı dışında tutmuştur.
Oysa Kamu Denetçiliği Kurumu’nun kararlarında isabetli şekilde vurgulandığı üzere, belediye şirketlerinin ‘özel şirket’ sayılması doğru bir yaklaşım değildir.
Sosyal Güvenlik Kurumu da belediye şirketlerini kamu kurumu olarak görmekte ve buna göre işlem tesis etmektedir.
Belediye şirketleri, münhasıran personel çalıştırmak üzere kurulan, belediyelerdeki taşeron işçilerin geçişi yapılan, karar vericileri bütünüyle belediye başkanı ve belediye yönetimi olan, kamu kaynaklarını kullanan, işçilerinin tamamına yakını belediyede çalışan ve özü itibariyle taşeron işçilerin ‘resmi işvereni’ durumundaki kurumlardır.
Belediye şirket işçileri, belediyede çalışan, belediyenin hizmetlerini gören ve belediyelerin doğrudan temin sözleşmesi gereği belediye şirketine aktardığı kaynaktan ücreti ödenen kişilerdir.
Belediye şirketleri, belediye ile işçiler arasında bir nevi taşeron şirket görevi görmektedir.
Bütün bu nedenlerle belediye şirketlerinin kamu kurumu niteliğinde olduğu açıktır.
Bu nedenle belediye şirketlerinde çalışan işçilerin ilave tediye hakkından yararlandırılmaması hakkaniyete uygun değildir.
Bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; Kamu Denetçiliği Kurumu’nun karar ve tespitleri de dikkate alınarak Anayasa Mahkemesine yapılacak bireysel başvurularda, belediye şirket işçileri lehine karar çıkması kuvvetle muhtemeldir.
Bu noktada belediye şirketlerinde örgütlü işçi sendikalarına önemli bir görev düşmekte, hukuk mücadelesinin sürdürülebilmesi için belediye şirket işçilerine rehberlik yapılması ve hukuki destek sağlanması önem arz etmektedir.