Anayasa Mahkemesi (AYM), sürekli şikayet dilekçesi veren sendika temsilcisi memura, disiplin cezası verilmesini ifade özgürlüğünün ihlali saymadı. AYM kararını oy çokluğu ile aldı. İki üye karara şerh koydu. Sürekli şikayet dilekçesi veren memurun, idarecilerin meşguliyetini artırdığına dikkat çeken AYM, sendika temsilcisi olmanın kurumsal işleyişe ilişkin her konuda otomatik olarak şikayette bulunma hakkı sağlamayacağına hükmetti.
Anayasa Mahkemesi’nin 31 Ekim 2018 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan kararına konu olan olay şöyle gelişti;
Fethiye’de görev yapan diş hekimi, 3 yıllık süre içerisinde 21 şikayet dilekçesi verdi. Sendika işyeri temsilcisi de olan dişe hekimi hakkında, sürekli dilekçe vererek idareyi meşgul ettiği gerekçesiyle disiplin soruşturması açıldı. Soruşturma sonucunda diş hekimine, uyarı cezası verildi.
Cezanın iptali için dava açan diş hekimi, Muğla 1. İdare Mahkemesi tarafından haksız bulundu. Red kararını Aydın Bölge İdare Mahkemesi’ne taşıyan diş hekimi, buradan da olumsuz cevap aldı. Bunun üzerine ifade özgürlüğünün ihlali gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
AYM de diş hekimini haksız buldu. 21 dilekçe vermesinin çalıştığı sağlık kurumunda idarecilerin meşguliyetlerini artırdığına hükmetti. Başvurucunun bir sendika üyesi ya da bir sendikanın o kurumdaki temsilcisi olmasının kendisine her konuda kurumsal işleyişe ilişkin şikayetlerde bulunma hakkını otomatik olarak sağlamayacağı gerekçelerine yer verildi.
AYM kararına ulaşmak için tıklayınız.
– Başvurucunun çalıştığı sağlık kurumunda idarecilerin meşguliyetlerini söz konusu şikayetlerle artırdığı yadsınamaz bir gerçektir. Üstelik muhakkik raporunda yer alan tespite göre -ki başvurucunun bu tespite itiraz ettiği bildirilmemiştir- şikayet dilekçelerinin on beş tanesi ne kendisiyle ne de mesleğiyle ilgilidir. Başvurucunun bir sendika üyesi ya da bir sendikanın o kurumdaki temsilcisi olması kendisine her konuda kurumsal işleyişe ilişkin şikayetlerde bulunma hakkını otomatik olarak sağlamaz. Sendikaların örgütlendikleri işyerlerinde mal ve hizmetlerin üretimine ilişkin süreçlere inkar edilemez katkılarının bulunduğu kabul edilmelidir. Yine de bu sendikaların ve dolayısıyla sendika üyelerinin birincil görevlerinin işyerlerindeki mal ve hizmet kalitesinin yükseltilmesinin sağlanması değildir. Sendikaların öncelikli ve esas olarak bir işyerinde sendika üyelerinin ekonomik hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek amacıyla örgütlendikleri unutulmamalıdır.
– İkinci olarak topluluk halinde yaşamanın doğal bir sonucu olarak insanlar sürekli olarak bir başkasını şikayet eden ve kendilerini de şikayet etme potansiyeli bulunan kişilerin varlığından rahatsız olurlar. Bu kişilerin herhangi bir hatalı davranışı nedeniyle değil sonucundan bağımsız olarak her idari veya adli soruşturmanın kişiler hakkında rahatsız edici bazı soruşturma işlemlerini gerektirmesi nedeniyle böyledir. Soruşturmalar kişileri rahatsız eder; işyerlerinde gerilimlere, çatışmalara ve bölünmelere neden olur ve toplam mutluluğu azaltır. Tam da soruşturmaların bu etkileri nedeniyle kötü niyetli kişilerce başkalarına zarar vermek, onları huzursuz etmek veya başka saiklerle bir silah gibi kullanılması riski bulunmaktadır.
– Şikayet hakkı Anayasa’daki başta ifade özgürlüğü olmak üzere çok sayıda hak ve özgürlükle bağlantılıdır, bu nedenle somut başvuruya benzer olaylarda kamu gücünü kullanan organların ve derece mahkemelerin dikkatli bir ayrıma gitmeleri gerekir. Somut başvuruya konu olayda başvurucunun çalıştığı kurumdaki diğer mesai arkadaşları ve yöneticilerle yaşadığı gerilimleri devam ettirmek ve çatışma ortamını canlı tutmak amacı taşıdığı kabul edilmiştir. Dolayısıyla somut başvuruda başvurucunun ödev ve sorumluluklarına uygun hareket ettiği söylenemez. Bu nedenle söz konusu müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı sonucuna varılmıştır.
– Demokratik toplumda gerekli olan bir müdahalenin aynı zamanda ulaşılmak istenen amaçla da orantılı olması gereklidir. Somut olayda başvurucu, uyarma cezası ile cezalandırılmıştır. Verilen disiplin cezasının kamu düzeninin ve disiplinin sağlanması amacını gerçekleştirmek için başvurulan araçlardan en hafifi olduğu anlaşılmış olup başvurucuya memurun görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile kendisine bildirilmesi şeklinde tanımlanan uyarma cezası verilmesinin orantısız bir müdahale olduğu söylenemez.
– Açıklanan gerekçelerle ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.






