İş sözleşmesi, işçi ve işverene sorumluluk yükleyen bir özel hukuk sözleşmesidir.
Bu sözleşme, taraflardan herhangi birinin iş sözleşmesini bozma iradesini ortaya koymasıyla sona erer.
Bu noktada fesih bildiriminin yani işçinin işten çıkarılmasının yazılı yapılıp yapılmama zorunluluğu ya da işten çıkarmada fesih sözcüğünün geçip geçmeme zorunluluğu zaman zaman kafa karışıklığına yol açabilen hususlardır.
Bütün bu hususlar, Yargıtay kararlarıyla açıklığa kavuşturulmuştur.
Buna göre; fesih bildiriminde “fesih” sözcüğünün bulunması gerekmez.
Fesih iradesini ortaya koyan ifadelerle eylemli olarak işe devam etmeme hali birleşirse bunun fesih anlamına geldiği kabul edilmelidir. Yani iş gelmeyeceğini sözlü olarak beyan eden işçi, takip eden günlerde işe gelmiyorsa bu noktada artık iş sözleşmesinin işçi tarafından feshedildiği kabul edilecektir.
Bazen fesih, işverenin olumsuz bir eylemi şeklinde de ortaya çıkabilir. İşçinin işe alınmaması veya otomatik geçiş kartına el konulması buna örnek olarak verilebilir.
Yargıtay, işverenin tek taraflı olarak ücretsiz izin uygulamasına gitmesi halinde bu durumu, ücretsiz izni kabul etmeyen işçi yönünden “işverenin feshi” olarak değerlendirilmektedir. (9. Hukuk Dairesi 2017/15110 E. , 2020/2319 K.)
Diğer yandan fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması, 4857 sayılı İş Kanununun 109. maddesinin bir sonucudur. Ancak yazılı şekil şartı, geçerlilik koşulu olmayıp ispat şartıdır.
Fesih bildirimi karşı tarafa ulaştığı anda sonuçlarını doğurur. Somut uyuşmazlıkta dosya içeriğine göre, tanık anlatımları ve özellikle davacı tanığı Özgür’ün beyanları birlikte değerlendirildiğinde, davacının iş akdini 22/08/2014 tarihinde eylemli olarak sona erdirdiği, iş akdinin sona erdiği tarih itibariyle hak edilip de ödenmeyen işçilik alacaklarının bulunduğu ve bu nedenle davacı tarafından yapılan feshin haklı olduğu anlaşılmakla Bölge Adliye Mahkemesince kıdem tazminatına hükmedilmesi yerindedir. Ancak iş akdini fesheden tarafın feshi haklı bir nedene dayansa dahi, ihbar tazminatına hak kazanması mümkün olmadığından davacının ihbar tazminatı talebinin reddi yerine, yanılgılı değerlendirme ile kabulüne karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. (9. Hukuk Dairesi, 2019/1981 E., 2021/2355 K.)






